Uyuyamadığım bir geceden

Kafamda durmaksızın dönen bazı tilkiler kalkıp artık yapacak bir şeyin kalmadı diyorlar… ve ben düşlüyorum belki de daha güzel günler bizi bekliyordur. Ama sonra birden hayal kuramadığımı görüyorum.

Kafamda daha ötesi yok. Gerçekten daha ötesi yok ama… bir anda düş kurma kabiliyetimden azat ediliyorum. Böyle anlar insanın başına çok gelir. Sistemin bir kaç saniyeliğine durduğu anlar. Ben bu durumda çocukluğumdan doğal olmayan anılara sığınırım. Evet ben Yakup’un 11 yıldızını gördüm. Belki de Yakup değildi… belki de bir başka adını bilmediğim ulu peygamberdi rüyamdaki… ama o an rüya değildi ki… dışarıda evrenin sonsuzluğunu görüyorum; bu nasıl rüya olabilir. Ve evet kafam yeniden çalışmaya başlıyor.

Düşünüyorum başıma 100 bin mucize gelse, kendime tam olarak hangi anda ‘mucize getiren’ vasfını uygun bulurdum. Cevap: hiç bir zaman. Baksana yüce Tanrım ben kendime bile inanamayan bir ufak varlık…sana, hangi elimle tutunabilirim? Kollarımdan azat edilmişim ben.

Sana ve geriye kalan her şeye duyacağım güvenin temelinde kendime duyacağım güven var belli ki… o da beni teğet geçmiş. Ben adını bile veremeden kendini anlatmaya çalışan bir insanım.

Kimliksizlik güzel tabi ama bir süre sonra bunlardan hiç biri bana ait değilmiş gibi gelmeye başlıyor. Metinlerimin içindeki küçük soyutlanmış, bozulmuş anılara tutunuyorum bir tek.

Evet ben bütün bunları bi fiil yaşayan kişiyim. Hayatımda kullanmadığım kelimeleri kullanma özgürlüğü ile insanlara sesleniyorum.

Ve yine defalarca artık gerçekliği aramayacağım diye sana söz versem de yeniden gerçekliği arzuluyorum.

Gece bitiyor. Gecenin sonunu haykıran sabah ezanı artık uzakta olmayan bir kaç camii’den birden geliyor. Göz kapaklarım ağırlaşıyor. Sanırım yine de çevreme duyduğum güven kendime veya tanrıya duyduğumdan bin kat daha fazla… sonuçta bir hayvan olduğumu fark ediyorum. Böylesi güzel… böylesi ile devam edebilirim.

Uyku her zaman hepsinden daha güzel.

Yorum bırakın