Son günler

Çok uzun zamandır bir şeyler yazmadığımı farkettim. Ama çok uzun zamandır düşünmeyi de bıraktım sanırım. Hayatımda çok şey değişti bu aralıkta… ben eski günlerdeki gibi yeniden umursamazlık çukurunu açtım dünyamda… her şeye ve herkese bakışımı bu çukur belirliyor.

O zamanlar bu çukurun benim sonum olacağını düşünüyordum. Ruhumdaki eksikliğin bu içi doldurulmaz boşluk olduğunu ve daha derine batamayacağımı hissederdim. Ama ne zaman bilmiyorum, bu çukurun üstünü kapattım ve gerçek dünyaya bakmaya başladım. Belki çok uzağa bakamadım, belki de bütün alemi gördüm bu sürede…

(buraya kadar Aralık, 2022’de yazılmış olmalı)

Aylar önce taslağı yazılmış… Yeniden yaşama arzusu, yeniden boşluk… Demek ki o kadar da nevrotik değilmişim. Her zaman depresyondan iyileşilebilirmiş. Ancak son zamanlarda psikotik olmaya başladığımı hissediyorum. Delirmek fikri hem bir kaçış, hem bir kurtuluş hem de bir ceza gibi geliyor. Zamanların ve mekanların birbirine geçmesi çok doğal olmalı, madem kafamdaki ağırlıktan başka bir şey hissedemiyorum. O halde gerisine ne olduğuna bakmadan içinde kaybolabilir insan o kafanın.

Bedenime daha çok zaman ayırmalıyım belki de… geçici hazların peşinden koşmayı, sarılıp sarmalanmayı bekliyorum. Sonra boğuluyorum o kolların içinde… Öyleyse ne yapmalı? Çözümü siz buldunuz mu?

Hayatı bütün doğallığıyla yaşayan insanlara bazen şefkat bazen öfke duyuyorum. İşte sırf bu yüzden… Onlar gibi hesapsız ya da hesaplı yaşayamadığımdan. Hayatın belli ölçüde hesap edilerek yaşanması gerekir çünkü… Kafasız biri olarak hesap edemediğim karakterim utanç verici ölçüde tutarsız olduğunda, tüm doğallığı ile kabul edemiyorum kendimi. Bu yüzden de nefret ediyorum o insanlardan… onlar bu işlerde çok başarılı.

Sonra, garipliğime tutunmak en kolayı gibi geliyor ama o kadar da garip değilim. Keşke deli olsaydım. En azından garipliğim tutarlı olurdu. Sıradanlığımda boğuluyorum. Garip bir insan olaraksa yapayalnız kalıyorum. Sonra kendime bu iğrenç his ne’ diye sormanın bir manası yok. Kalabalıklarda tiksiniyorum kendimden. Kafamı toparlayamıyorum.

Biraz da bu kafayı toparlayamama veya kafadaki ağırlığı açmak lazım. Çocukken ve büyüdüğümde ne zaman düşsem kafam yere çarpardı. Çok basit bir şekilde yapıyorum değil mi bu açma işini? Neyse kafam büyük veya ağır olduğundan ya da boynum yeterince güçlü olmadığından her düştüğümde kafamı çarparım ve acıyı tam da o noktada hissederim. Normal olan budur. Bu yüzden eğer kafam düşüncelerle veya hislerle doluysa, acı ve uyuşma hissini tam da orada yaşamam çok doğal… Bir şeyin fiziki olması bu kadar basit.

Sanat filtresiz olmalı fikrinden de bir an önce kaçmalıyım. Yoksa iğrenç arkasını göreceğim her şeyin. Travma yaratır mı bu bende? Muhtemelen.

Sanat bugün filtreliydi. Şu Allahın belası evrende gerçek olan bir şey var mı? Ah bir saniye, sanırım zaten gerçeği aramayacağım. Her neyse, iyi akşamlar.

Yorum bırakın