Ne yazacağımı bilmeden açtım sayfayı… Genelde kafam dolup taşarken aradan sözcükler, cümleler kaçar. Eh mecbur ben de açarım burayı, önce bir bakarım bir iki okuyanım var mı diye…sonra yazarım, beklerim, okurum, beklerim, okurum, beklerim. Kendi yazdığım şeyin coşkusu kafamdan taşan cümleleri azaltmıyor ama bastırıyor diye sanırım, devam ettiriyorum burayı. Bir zamanlar boşluğa ara sıra yazılan şeylerin bir çağdaş sanat pratiği olabileceğini düşünüp girişmiştim bu işe.
Sonra değişti her şey. Şimdi her şeyin sanat ama bir insanın derinlerinin sanat olmadığını düşünüyorum. Olsa olsa ruhsal gerilimi azaltmak için yapılan bir girişim olabilir. Girişim sözcüğünden tiksindim şu an.
Bu metin çok şiirsel değil. Yazacak bir şey olmadığında böyle oluyor. Kafamdan taşan cümleler o kadar çok yer kaplıyordu ki hayatımda artık hareketsiz kalmıştım. Bir psikiyatra gitme vaktim geldi’ dedim kendi kendime… eh sanırım ilaçlarla tıkıştırdım bütün cümleleri içeriye. Kediler geliyor aklıma, öfkeleniyorum. O kadar sevilesi, o kadar uzak. Bazan da o kadar yakın ki mide bulandırıcı. Bebekler annelerinde böyle etkiler bırakabiliyor sanırım. Tomris’i bu yüzden terk ettim.
Bütün bu ruhsal çöküntü sürecimin başını ve sonunu tam bilmesem de, takip edebiliyorum doğrusu. Ne beni bu hale getirdi biliyorum. Ama aklıma bunlar gelmiyor hüzünlü anlarımda… Tomris’i terk edişim geliyor. Babamın hüzünlü dürüstlüğü… tren vagonunda bir köyden diğerine giden köylü, kasketli, sırtı kambur amcalar. Gözleri hep hüzünlü hep uzaklarda… Ve sokak çocukları, esmer küçük oğlanlar. Yüzlerindeki mahcubiyet. Dünya neler yapıyor böyle…
Kadınlar geliyor aklıma, delirmeye açık kadınlar. İsyan eden kadınlar. İsyan eden kadınlar aydınlık bir renkteler hep. Erkeklerin düzeni içinde hatalar yapıyorlar. Kocalar bu kadınların arkasına sığınıyor yalnız kaldıklarında… erkekler hep çok güçlü. Geceleri kadınlarının sırtında küçük çocuklara dönüşüyorlar dünyaya karşı, yani tanrı göremezken. Karanlıkta göremez tanrı, bilirsiniz.
Tomris’le annemin evine gittiğimde karşılaşıyorum. Gözlerinde, eski bir tanıdığa kırgınlığı bile kalmamış, olgunluk var. Öyle hayal ediyorum herhalde… Ara sıra gözlerimiz çakışıyor, utanmazca bakıyorum bir tepki vermesi için. Delirtiyor beni o bakışlar.
Sabah beş, kahve yaptım. Alkolikleri anlıyorum uyuyamadıkça. Kafam karışık. Canavarlarımı çalıyorlar elimden. Çoktan çalınanları hatırlayamıyorum bile…herhalde kendine karşı vefasız bir insanım ben. Duygularımı anlayamadan terk ediyorlar beni. Ben de unutuyorum onları. Bir şeyleri birbirine dikmek fikri var bu aralar aklımda, acaba bu yüzden mi? Ben unutsam bile şeylerim birbirine tutunsunlar diye… ıyyyy iğrenç bir duygusallık oldu. Hemen sahteleşti fikir.
Kum,
kum,
taş,
yosun,
kaya, kocaman kayalar. Üstleri yosunlarla kaplı. Yosunları istiyorum. Elimi değdirdiğim anda ölüyorlar. Küfleri istiyorum çay demliğindeki…unutup duruyorum.
Artık buradan çıkmak istiyorum. içimden. Bütün kahramanlı çizgi dizilerin hayranı olduğuma göre, kendimi canavarlarımı kurtardığım bir dizi başrolü olarak hayal ettim şimdi. Tek tek organlarını toparlayan o çocuk gibi… Yapabilsem keşke. Pelerinim saçlarım ve uçlarındaki kırmızılar olacak. Şimdi dikiş yapacağım önce…sonra soğuk bir kayaya sarılacağım. Sanki bu şehirde bulabilirmişim gibi… Babamın fotoğrafı, ağaçların, gövde boyu otların ve beyaz çiçeklerin arasındaki. Saçları bembeyaz, çiçekler gibi. Bunu da dikeceğim oraya… Canavarlarımı hatırlayacağım sonra, tek tek.
- keyif almak
- akışa kapılmak
- hareket etmek
- hantallaşmak iyice
- gülmek ve güldürmek.
- …
- …
- ..?
29 yaşıma girdim. Her şeyi geri alma vaktim geldi. Doğru ya kahramanlar savaşır. Savaş başlatacağım. Bakın işte kadınlar ve isyan. :))
İğnemi bulmak kaldı geriye…Ne kadar büyük bir adım … sessizlik. Korkuyorum o iğneyi aramak fikrinden..ne kadar zor olduğunu görebiliyor musun? NE KADAR ZOR bir iğneyi bulmak. Şeker kağıtlarını katlamak ve birbirine bağlamak. Sadece bir tanesini katlamak ne kadar zor, sen biliyorsun. Şimdi yazıyı sürdürmek de zorlaştı işte… zaten nasıl başlamıştım ki?
Gölgeler canavar değildir. Kafamdan bir gölge geçti. Gölgeler canavar değildir, unutma. Gölgeler yalnızca sensin..senin karanlığın.
Çok koptu her şey…Zaten herkesin aklının içi böyle kopuk, böyle bölük pörçük değil mi. Al işte! Gölgem beni yakaladı bile…kendime çıktı yine bütün yollar.
DUR!
mantarlar,