Yazmak geliyor içimden..coşkuyla. Coşku kelimesi kulağıma ne kadar iğrenç geliyor böyle… Anlamı değerli elbette… c ve ş harfleri birlikte çok garip bir ses oluyorlar nedense.
cam caz can c… temiz ve berrak. Şan şen şelale..eş bile.. ş gürültülü bir ses. Bu yüzden belki, çatışmadan içimde bir gıcırtı oluşuyor. Şimdi sakince bu saçma ataktan kaçalım ve ne yazmak istediğimle ilgili kapıldığım hislere rağmen ne yazacağımı hiç bilmemek bölümüne gelelim.
–
–
–
–
kolay değil. Bir film izlediğim için yazmak istedim. Hayvansı olmak geldi aklıma… Rogowski, yeni bir aşk benim için. Oyunculuğunda insanı ezen bir hamlık var. Ezilmek arzum devam ediyor. Kum torbaları altında veya onun bedeni altında. Oysa sanırım bu hissin hayvansılıkla hiç alakası yoktur.
Aklıma o süslü mezar taşları arasındaki yamuk yumuk olan taş geldi. Eşsiz bir kabalık. Ölen kişi mi yoksa taşı yapan kişi mi eşsizdi diye düşünüyorum. Taşın kendisinin biricikliği hemen yok oluyor zihnimde… pençe izleri. Boynuzlar… ağaç dalları çarptığında da oluşur belki… oysa olmuyor işte. O mezar taşını bir insanın yapmış olması fikri, onun birinin brütüne işaret eden kaygısız bir oyun olduğu fikri… bir ağ oluşuyor hemen aramızda… doğada yüceliğine kapıldığım o izler gibi bir bağ değil. Beni meşru kılan, beni huşu ile sarsan değil. Hiç ben’in olmadığı bir bağ. Benim olmadığım. Yani öyle bir ağ ki nesneleri yok. Ne taş var ne de ben…gülümsetiyor insanı 🙂
Kabalık, bir biçim olarak, böyle şeylere yol açıyor kendi eşsiz haliyle. Rogowski … kanatlarının arasında olmayı dilediğim o karakter….Ve pençelerimi göz altlarına saplayacağım. Saçını çekiştireceğim. Belki de sadece tekme atmam gerekiyordur. Kabalık değil miydi bahis 😀
Özledim çok, yokluğundan açığa çıkışını bekliyorum, sonsuzlukta. Sıcacık olmalı….gözyaşlarımla serinlemeli tenin. Ancak böyle aşk var olabilir. Belki sanat da…
Hayır, olmayacak!