Az önce aklımı işgal eden her şey şimdi inatla baktığım bu ışıklı ekrana kurban gitti. İçimde büyüyen boşluğun bakışından ancak böyle kaçabiliyorum. Bu nedenle bir şeyler yazmalıyım.
Şöyle düşünüyorum örneğin; Rahatsızlıklarımı listelemeliyim. Neresi bana kötü hissettiriyor? Tam hangi noktada içine düşüyorum şu lanet boşluğun? Ve evet bu tür sorular üzerine düşündüğünde herhangi bir insanın beyni hayatı yaşama ve algılama biçimini analiz ederek küçük birimlerden bir liste oluşturabilir mi bilmiyorum. Benim şu an yaptığım gib mi? Oysa üzerine düşündükçe bulanıklaşıyor her şey. Sözüm ona aşk ile nefret aynı duygu gibi geliyor. Öfkemi şefkatimden ayırt edemez oluyorum ve en iğrenç olan aynı anda en çekici olabiliyor. Elbette burada bahsi geçen biçimi ile enlerini yaşamıyor olsam da bu türden hislerin odağımın yöneldiği her nokta eşit uzaklıkta görünüyor. Öyleyse bundan nasıl kutulacağım?(Bu bir soru cümlesi mi?)
Politik tarafım da saçma sapan yetişkin sınıflandırmaları için yaşanmaz hayat diyor. Kaotik olanın kendisi yaşamın ta kendisidir. Bu muhtemelen sadece politik tarafım değil. Sarsılmaz bir inanç besliyorum bu tavra bir yandan. Bir keresinde Elif bana ‘insanların çocukken farkına bile varmadığı gizli bir yaşam amacı varmış belki seninki de büyümemektir, yetişkinlerin koyduğu bütün kuralları içgüdüsel olarak reddetmektir’ demişti. Elbette genel tavrıma yakın bir kutsal gizli amaç gibi duruyor.
Ergenliğimde dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için sarsılmaz bir inanç besliyordum. Bu da onun gibi bir şey mi Elif? Bu çocukluk misyonum o saf hisler ile aynı şey mi? Dünyaya barışı getirebileceğine inanan o ergenin aslında dünya barışı gibi büyük amaçların ancak daha büyük bedeller ve tutsaklıklar getireceğine dair inançsız bir bebek halinin hisleri ile aynı şey olabilir mi? Ne karmaşık değil mi? Bir de bunları hissedin? Size kavraması bile çok zor gelen bir his anlatmaya çalışıyorum işte. Aynen böyle.
Bu ne demek? Hayatımın gizli amacı hiç bir değere inanmayan bir büyüme eleştirisi olabilir mi? Eylemsizliğe buradan mı yuvarlandım? Peki şöyle bir soruya ne diyeceğiz: Hiç bir şeye inanmayan yanım aynı zamanda her şeye inanıyorsa, her şeye? Dedim size :d
Öylesine inanıyorum ki evrenin akışına eylemsizlik halinde bile varlığın bir şekilde oluşacağını bilmiyor muyum? Ve hiç bir şeyin olmayacağını.
İçimdeki boşluk evrenin sınırları gibi büyüye dursun. Sana nasıl varacağım başka bir meselenin başlığı olsun? İnsan bu boşluğu ne ile doldurur? Bana bunu söyleyin? En azından şimdi göz kapaklarım ağırlaşmaya başladı.