Mis gibi iki cambaz

Şöyle altlı üstlü iki cambaz hayatın kıyısında tam da o bıçağın sırtında yürüyorlar. Düşmemek demek bugün diğerine denk gelmektir. Bugün ben diğeri için düşmemeye karar verdim.

Boktan bir ruh olduğumdan o bıçak sırtından düzlüğe inemeyeceğim biliyorum. Böyle kederiyle güzel hayat, böyle güzelim. Ama bugün vazgeçmiyorum. Bugün öteki rahatsız ruh, öteki tutunamayana tutundum. Bilemeyeceğim bir umuda da güvenerek. Onun da benim örümcek ağıma asılması… bana tutunmuş olması ve bugün düşmeyeceği umuduna…

Ve bir gün birimizden biri düşerse de, hayata düşsün isterim. Biz bu hayatın tutunamayanları, rahatsız ruhları, elini kolunu koca evrene sığdıramayanlar…

Sanat bugün vardı. Başka günler yine olmayacak. Ben de, sen de bugünü unutacak ve o ince çizgide yürümeye devam edeceğiz. Ama sanat yarın bir başka varlıkta var olacak. Sanat yine ötede ve sonsuzlukta bizi bir gün yine ziyaret edecek. O güne içelim. Gelmeyecek ve gelecek olan güne…

Sanat bugün örümcek ağının gücüydü.

Ve hayata en çok da bu oraya buraya sığmayan eller ve kolların tutunduğunu belki de…. belki de…

Şöyle büyük bir varsayım.

Diyelim ki ben bugün ben değilim. Elimde sonsuz olanakla kendimi yeniden kurmam için bir hak tanındı bana… öylesine büyük zorunluluklar ile ben olmuşumdur ki bugüne kadar şeylerin toplamı yine aynı döngüye bağlı kalacaktır… ne kadar büyük bir fırsatta tanınsa kendinizi yine aynı donanımlar ile oluştururdunuz.

İnsanlar da keşke derken bunun çok iyi farkında.. her seferinde aynı kişiliğinin oluşacağını ve aynı hataları yapacağını çok iyi bildiği için varsayım hayatımızın en hayal olmayan hayali… yani geçmişe dönmek mümkün olmadığından değil de geçmişe dönsek bile her bir insan ayrı ayrı yine aynı şeyi kuracaklarından dolayı. Kendileriyle ilgili her şeyi aynı çarpışık yollar ile oluşturacaklarını biliyorlar.

Ve demem o ki bugünün beni hepimiz için en tiksinti verici insan eskisi bile olsa var olabilecek benlerin en iyisi…

Sanatta tam şu anda enini yaşıyor. Şu an yaptığım şey her zaman en büyük en güçlü en sevgili en biricik olan.

Ve yarın yok.

Sanat bugün dününden ve yarınından kurtuldu.

Sıkışıklık

Ardı ardına dizilmiş olaylar örgüsü ve yapılacaklar listesi saçmalığı … her şeyi tamamladım ve sıkışıklık giderildi. Yarın yepyeni bir boğulmaca başlayacak. Sanata tutunacak yine ruhunuz .. eski bedenlerine dönecek mi sanatçılar gerçekten. Kurtulacak mı bu saçmalık bedensizliğinden?

Ben bugün varolmak ve yarın uçup gitmek isterim. Kanatları da parmakları da sıkışıp kalmamış duvarlar arasına … bir saçmalığa tutunmamak.

Sonra kardeşim balım hayatımı kurtarır ve bana sıcak bir kahve verir. Büyük şeyler bunlar kitapların sahte dünyalarına tutunmamak gerekir. Dilin olanaklarına sığınmamak. Aşılacak duvarları yıkmaya geldim. Bu tarihten sonra ben…..

Ben kurtulabilirim, sen de.

Sanırım sanat yine yeniden umuda dönüştü.

Uyku

Sonra uyumaya başladığımda sonsuz bir çukur içinde yok olurum… uyku benim kurtarıcımdır. Uyku,ölüm eskisi…. ölmeden ölmüş olmak lüksü….

Gün güneş şeylerin güzelliği olduğundan uyku da gece karanlık boşluk derinlik oluyor ruhumda… ve bazen diri bir çukura hapsolur ve çamurda debelenirmiş gibi uykunun sıcak kollarına atıyorsam kendimi, deliliğin kollarından kaçmaktır amacım .

Sanatla da öyle zamanlarlarda rüyalarda buluşuruz. O yine piyasa güzeli ben yine onu Tanrılaştırıyorum. Ama yine de daha gerçek bir bağ kurarsın sanatla… uzamın sınırları mekanın niteliklerini belirlemeyince çok daha fazla mümkün oluyor tabi böyle şeyler.

Evet bugün sanat kapanan göz kapakları…

Şeyleşme

Şey tanımlanamayan. Şey ruhun.. ve bütün zamanların en sıradan saçmalıklarına kulak asma zamanı… kötüyle kötü olabildikçe bu hayata tutunuyorsan,hayattan şikayet etmek bana oldukça makul gözüküyor.

Beslenmemiş bir bebek ağzı gibi, her seferinde yaşayamamanın travmasını atlatmak zor ve çekilmez oluyor. Sanat nerede peki… Sanat aşkın bir değer gibi içimizde yükseliyor. Bizi şeyleşmeden korumuyor belki ama kendi asla şeyleşmiyor.

Bu yüzden son dönemeçte yine sanata tutunmak kadar avam bir şey düşünemiyorum.

Gün gibi aşık olduğum zamanlar istiyorum evrenden ve aşık olunduğum. Ama bir tanrıya duyulabilecek bir aşk istiyorum. Belki de kavgamın bütün sahibi Tanrı’ya dönmeli artık. Ve biçimsiz bir güzelliğin tadını çıkarmak.

Sanat bugün Tanrı’ydı.

Tutunmak

Hayata tutunmak… tırnaklarını geçirmişsin. Ama örümcek ağı gibi bir ben kurmuşsun. Tırnakların boşlukta kanıyor

Sanata tutunmak… uzamda olmayan dertlerine çare, uzam içinde.

Kendine tutunmak… yaratamadığın kendiliğine ve tanrına bütün öfkenle, Neye çabaladığını sormak.

Bugün sanat kapanan göz bebekleriydi.

Viralleşen bir dünyada kişilik

Şimdi koronavirüs her yeri sarmış ve dünyayı etkisi altına almış halde… ama uzun zamandır viralleşme kelimesi virüs kelimesinden ziyade internetin sağladığı sonsuz komünizm için kullanılan, çabuk tüketilebilir sosyal medya içerikleri için kullanılıyordu.

Peki ben nasıl hissediyorum. Benim dünyamı saran bütün duvarlar ve korkularım ile katlanarak çoğalan hiçlik duygusuna çare viralleşen sosyal medya saçmalıkları… beni 10 saniyede mutlu edebilmek önemli çünkü… sonra ucuz bir kitaplık ve elbise dolabının mutluluğu var hayatımda…

Bir yandan da viralleşen virüs ve benim sonsuz var olmamış olmak arzum.

Size bir şiirin ufak bir parçasını ileteyim.

“ Bu dünyada her şey çürüyüp gidiyor canım kardeşim,hatıralar bile… o hatıralar ki kafatasından muhkem bir yerde saklıdırlar. O hatıralar ki, tüyden hafif, gök mavisinden duru… bu dünyada her şey kaybolup gidiyor canım kardeşim…” (Bedri Rahmi Eyüboğlu)

Şiir yukarıdaki gibi değil muhtemelen ve zaten en güzel kısmını da yazmadım çünkü kendime sakladım.

Ben yok olup giden her şeyim. Sanat bugün yok olup gidiyor.

Ama Sanat bugün çağalmaktı.

Sonsuz Boşluk

İçimizde yaratılan sonsuz bir boşluk olduğunu görmeyenler… bir yemek masası çok büyük adamların şerefine layık. Korku ve içindeki boşlukla mücadele etmeye çalışırken gülümsedim ve bir karanlık çukura daha düştüm.

Kırıldım. Nefret ettiğim her şey tarafından ve sonra Marina Abramivich’i feminist zannettiğim için kendime çok kızdım. Yine de çok sevdiğim o sanatçılar beni yarı yolda bıraktılar… ben hayata uyum sağlayamayanlardanım. Ben zayıf olan ve zayıf olduğu için suçlu olan…

Sadece kendi hayallerini görenler yıkım içinde yine sadece kendi hayallerinin yıkıldığını görürler…sanırım benim de her geçen gün bitiyor her şeyim. Hastayım, ve bütün insanlık benden sağlıklı görünüyor.

Ben bunu aşamıyorum. Kendimi aşamıyorum işte…

Sanat bugün hiçlikti.

Kabulleniş ve Kaçış Planı

Öfkenin ardından gelen evrede insan en çok kendinden nefret ediyor. Böyle bir dünyada doğduğu için insan tiksinti içinde ve bağışlanamaz bir günah üretiyor. Umut bu günahın adı…

Sanatsa hani şiirdeki en şu, en bu, en şöyle, en böyle olan gibi cennet ya da ölümsüzlerin en asil kanlısı gerçek olmayan bir düzlemde var oluyor.

Asıl çirkin olan sensin… ve her şeyden çok sen hakkediyorsun… ölmeyi… sonra güneş açmış gibi davrandı bana… teşekkürler güneşin sen olduğunu düşündüğün için…

Heidegger’le alakalı da şüphelerim var. Böyle savaş mavaş derken ömrünü çürüttükleri insanları hiç anlamamaları… fırça darbeleri ile bir desen çizip kendimi ona sakladım. Böylece sonsuz varoluşun kapısı açıldı.

Pehhhh, sanat dün gece umutla savaştı.

Bu bir sanat projesidir.

Günlük hayatın kavramsal dilini sanal dünyaya taşımak ve öznel beden-kolektif beden(ya da toplumsal beden) arasındaki farkı yok saymak amacıyla giriştiğim bu proje boyunca defterlerime günün bütün stresi ile yazdığım günlüklerimi teknolojinin dili ile çoğaltılabilir kılmak.

Bugün günlüğünüzde ben olabilirsiniz. Ya da mesela ben zaten şu an yokum. İnternetin yarattığı bu sosyal komünizm sayesinde kısmen(en azından sıradan insanlar için) kimliğinizi gizleyebilmek fikri ile en öznel alanın herkesçe görünür kılınması kontrastlığından hareket ediyorum.

Dikkat edin ağzım bozuktur. İnsan kendisi olmayan kendisine karşı daha dürüst ve acımasız davranabilir.